logo

Brüksel’e İşeyen Çocuk

Sabahın Amsterdam’’dan ayrılıyoruz. Paris’’ten önce Belçika’’ya uğrayıp Brüksel’’i göreceğiz. Bulunduğum noktadan Brüksel demek yaklaşık 3 saatlik bir mesafeyi kat etmek anlamına geliyor. Gerçi Avrupa’’da bir saat yol, bazen iki ülke anlamına gelebiliyor. Ama bizim oralarda öyle mi?  Mesela Bodrum ile Milas birbirini takip eden iki Muğla ilçesidir ama bir otobüsle gitmeye kalksanız burası da yaklaşık bir saat sürmektedir. Yani Muğla’’nın iki ilçesi arasındaki mesafe Avrupa’’da iki ülke arasında ki mesafeye denk gelebiliyor.

Açık hava müzesi formunda ki Belçika, birkaç yüzyıl önce bir bataklığın kurutulması sonucu ortaya çıkmış bir şehirdir deniliyor. Hatta Fransızca ‘Bruxelles’, Felemenkçe ‘Brussel’ olarak bilinen bu kent, bataklığın içindeki yerleşim yeri anlamına geliyor.

Bu eski bataklık kentini gezmek için beynim ne kadar fotoğraf çekerse o kadar kârdayım. Kendime vermiş olduğum bu gazla dik rampalarla zenginleşen kente bir dalış yapıyorum. Şehrin merkezine doğru inerken dar ve kıvrımlı caddelerden geçtiğimiz oldu, işte o an sanki bir suyun içinde ilerliyormuşum hissine kapıldım. Avrupa Birliği’nin 3 ana kurumu olan AB Komisyonu, AB Bakanlar Konseyi ve Avrupa Parlamentosu içinde ilk ikisinin resmi organlarının büyük çoğunluğu Brüksel’de bulunuyor. (Ayrıca NATO Merkez Karargâhı da Brüksel’dedir bunu da demeden geçemeyeceğim) Ben ise şuan Avrupa’’nın yönetildiği merkez binasının tam önündeyim. Aslına bakarsanız irkilmedim değil. Düşünsenize bütün Avrupa’’nın yönetildiği tek bir merkez var ve siz o merkezin bulunduğu kentin geçmişte bir bataklık olduğu algısıyla caddelerde dolaşırken bir yapı ile irkiliyorsunuz.

Avrupa Birliği  ve Avrupa’’nın başkenti olan bu şehrin post modern yapısı beni ayrıca etkileyen ana unsurlardan. Ha bir de Brüksel’’e işeyen çocuk var tabi, bu daha da enteresan. Hani Türkiye’’de bazı arabaların arkasında vardır yapıştırıcı şeklinde stickerlar.… Aslında bu 61 cm ebatlarında tasarlanarak 1618’’de yerine monte edilmiş bir heykelciktir. Ama şehrin hangi köşesine giderseniz gidin, her dükkânda ya da hediyelik eşya mağazasında boy boy ‘işeyen çocuklar’ göreceksiniz. (İlk başlarda bunlardan rahatsız olacak olsanız da zamanla alışacaksınız) Bu işeyen çocuğun manasını merak ettim bende sizler gibi sonra gezip araştırdım. Hayır, düşünüyorum da yahu bir sanat adamı, bir heykeltıraş nasıl bir psikoloji içine girebilir ki kalkıp işeyen çocuk yapsın, yok daha neler! Daha da garibi, bu 61 cm’lik heykelcik nasıl olur da bir şehrin sembolü haline gelebilir hala aklım almış değil. Gerçi bunun dünyadaki bir başka örneğini de Danimarka’’nın başkenti Kopenhag’’da görüyoruz. Şehrin simgesi haline gelen küçük denizkızı heykeli 1909 yılında yapılmış ve halen ziyaretçi akımına uğruyor.  İşte bu heykelciği de aslında buraya gelen turistler meşhur etmişler. Demek ki neymiş; önünde fotoğraf çektirdiğimiz bazı şeyler zamanla bir semtin simgesi olabilirmiş, neyin önünde fotoğraf çekildiğinize dikkat edin bundan sonra 🙂

Brüksel’e hafta sonu uğramayın derim. Hatta Avrupa’nın hiçbir kentine hafta sonunuzu denk getirmeyin. Tembellikte dünya rekoru kıran bir kıtadır burası. Hafta sonlarını tamamen kendilerine ayıran Avrupalı esnaf sizi hayal kırıklığına uğratabilir.

Brüksel’’e gittiğinizde, ilk olarak Grand Place Meydanı’’nı (Grote Markt) keşfetmeniz gerektiğini bilin. Peki, neden burası? Bu meydanın özelliği, Brüksel’’in en güzel ve en önemli yapılarının bu meydanın etrafında yer alıyor olmasıdır. Dünya Miras Listesi’nde de yer alan Grand Place’de kafeler, çikolata dükkânları (ki burada çilekli çikolataları tadın derim), hediyelik eşya satan dükkânlar bulunuyor. Buradan sevdiklerinize güzel ve otantik eşyalar alabilirsiniz. (ve muhtemelen işeyen çocuk biblosu alacaksınız) Bu arada size bahsettiğim ve Brüksel’’in en önemli simgelerinden biri olan İşeyen Çocuk Heykeli (Menneken Pis) bu meydana 5 dakikalık bir uzaklıkta bulunur, görmeden dönmeyin derim. Buraya gelmeden Grand Place’‘ı gece ışıklandırılmış şekilde de görmem gerektiğini söyleseler de ben burayı ancak gündüz gözüyle görebildim umarım buranın gecesini görmek size nasip olur.

İstanbul’’daki Miniatürk’’ün bir benzerine burada da rastlıyoruz. Bunun ismi ise Mini Europe. Mini Europe’ta Avrupa’nın 80 şehrinden toplam 350 binanın 1/25 ölçüsünde maketleri sergileniyor. 24.000 m2’lik bir alana sahip Mini Europe’’da eğlenceli vakit geçirebilir aynı zamanda “Mini Avrupa Seyahati” yapmış olursunuz. Bu arada yine bu parkın içinde yer alan ve tıpkı Eiffel Kulesi gibi bir fuar için yapılıp daha sonra kaldırılmayan Atomium bulunur. Bu yapıyı görmeden Brüksel’den ayrılmamalısınız. 102 metre uzunluğunda olan Atomium, Demirin Kristal Yapısının 165 milyon kat yakınlaştırılmış halinden esinlenerek, dokuz çelik kürenin birbirine bağlanması ile yapılmış. Hatta benim gibi fotoğraf ve mimarlık üzerine kurulmuş hayatları olanlar için burası kaçırılmaz bir şans. Ancak her iki yeri gezmenin bedeli 25Euro yani yaklaşık 65TL. Her küresinin 18 metre olduğu bu dev heykel’in (sadece Atomium gezilmek istendiğinde) giriş ücret ise 11 Euro.

Avrupa’’nın önemli merkezlerinde bulunan çok önemli katedraller vardır. Hatta Avrupa’’nın özellikle bu bölgesini gezerken, çoğu zaman “yine mi katedral” diye serzenişlerde bulunabilirsiniz ama burası hakikaten görülmeye değer. St.Micheal and St. Gudula Cathedral, Brüksel Treurenberg Tepesi’nde bulunan Romen Katolik Kilisesi’dir. Sahip olduğu mimari ile Paris Notre Dame Katedrali’ni andırıyor. Katedral girişi ücretsiz olmasıyla her ne kadar yüzümüzü güldürse de aynı bizim Sümela Manastırı gibi en özel yerlerini kapalı tutmuşlar. Ancak buranın bizim manastırdan farkı; parayı bastıran bu bölümleri görebiliyor. Bunun için ise kişi başı yaklaşık 30TL’yi gözden çıkarmak gerekiyor.

Belçika’’da benim en çok sevdiğim yerlerden biri Belçika Karikatür Müzesi (Belgian Comic Strip Center)’’dir ve ben buraya girdiğimde hemen aklıma Sunay Akın geldi nedense… Victor Horta imzalı Art Nouveau tarzındaki binasında çoğumuzun çocukluğunun vazgeçilmez karikatür ve çizgi filmlerinden olan başta Ten Ten, Şirinler ve Red Kit’’e ait birçok karikatür çizimlerini, bazı dergilerin ilk sayıları gibi özel tasarımları görebilirsiniz. Orda yetkili bir abi vardı bende onun yalancısıyım; müzeye yıllık 200.000 den fazla ziyaretçi geziyormuş. Sadece bu istatistikî rakam bile beni büyülemeye yetti. Farklı bir gezi alternatifi arayan gezginler için Belçika Karikatür Müzesi güzel bir nokta olabilir derim….

Interbus seyahatim sırasında gidilen şehirlerdeki anılarımı, izlenimlerimi ve yorumlarımı okumak için diğer yazılarıma da göz atabilirsiniz.

Ayrıca Brüksel Şehir Rehberi ve Brüksel’de Gezilecek Yerler linklerine tıklayarak bu şehir hakkında daha detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz. Rotamızdaki başka bir şehirden sizlere seslenene dek sağlıkla kalın, hoşça kalın!

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir